5 Nisan 2012 - 10:02

Bismillah... Başbakan Tayyip Erdoğan'ın İran ziyareti, muhafazakar medyamızın önde gelen yayın organları tarafından yine noksan ve garazkar haber - yorumlarla gündeme getirildi. Ülkemizin yetkilileri ne zaman İranlı meslektaşlarıyla buluşsa, muhafazakar medyamız zorlama yorumlarla veya sansürle ,oluşmakta olan güzel atmosferi gölgeleme çabası içine girmektedir. Bu konudaki kardeşçe uyarılarımızı söz konusu medya organlarına defalarca yapmış bulunuyoruz. Bu uyarıların bir kısmını yazılarımız aracılığıyla sizlerle paylaştık ,bir kısmını ise müslümanların vahdetine zarar gelmesin diye gündeme taşımadık.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bizim, hem İran-Türkiye münasebetleri  hem de ülkemizin   diğer müslüman komşularıyla ilişkileri konusundaki tavrımız gayet nettir. Biz,  başta İran olmak üzere tüm komşu ülkelerle; İslam kardeşliği, iyi komşuluk ve adalet üzerine inşa edilen ilkeli bir ilişkiden yanayız. Eğer komşu ülkeler böyle sağlam bir zemin üzerinde ilişkiye geçerlerse, bundan herkesin hatta tüm insanlığın kazançlı çıkacağına inanıyoruz.

Bu girizgahtan sonra şimdi gelelim Başbakanımızın İran temasları sonrası muhafazakar medyanın yaşadığı yeni akıl tutulmasına veya başka bir ifadeyle İran hazımsızlığına....

Bu yazımda  gazete ve yazar ismi vermemeye gayret edeceğim. Çünkü niyetim kimseyle polemiğe girmek değil.

Muhafazakar kalemler, hem Erdoğan 'ın hem de Davutoğlu'nun İran temasları ile ilgili olarak  yaptığı olumlu açıklamaları bir türlü içlerine sindiremiyorlar.   Özellikle Suriye konusunda var olan bazı görüş ayrılıklarına dayanarak , iki ülke arasındaki iyi ilişkilerin sürdürülebilir olmadığına inanıyorlar. Irak'taki gelişmelere de atıfta bulunarak Türkiye ile İran'ın çıkarlarının çatışmacı bir zemine doğru kaydığını iddia ediyorlar.

Bu arkadaşlar yazılarında Tahran yönetiminin Esed'e destek verdiğini , Türkiye'nin ise tüm medeni (!) ülkeler gibi Suriye halkından yana tavır koyduğunu vurguluyorlar. Bu kalemler; İran'ın Esed'e verdiği desteğin siyasi olduğu, sivillerin öldürülmesini Tahran'ın da  tasvip etmediği, hatta Ayetullah Hamenei'nin sivillerin katledilmesini önlemek için hem Suriye yönetimine hem de muhalefete elçiler gönderdiği gerçeğini görmezden geliyorlar. Ayrıca sormak gerekir ; sözde Suriye Halkı'na dost görünen başta ABD ,Almanya , Fransa ,Katar ve Arabistan gibi ülkeler ne zamandan beri medeni(!) ülkeler safında yer almaya başladı. Medeniliğin ölçüsü nedir ? Afganistan , Irak , Libya ve Pakistan'da müslümanların üzerine bomda yağdırıp sonra da oturup Suriye Halkı'na matem tutmak mıdır ? Ya da Suudi Arabistan gibi, komşu Bahrey'in topraklarına asker gönderip sivil halkı öldürmek midir?

Bu muhafazakar kalemler , Suriyeli muhaliflerin İran aleyhindeki her asılsız iddiasını da gündeme getirmekten çekinmiyorlar. Bu iddialar bazı insaf sahibi Suriyeli muhalifler tarafından tekzip edildiğinde de,bu  tekzipleri gazetelerinde yayınlama erdemini gösteremiyorlar.

Bu arkadaşlar , kendileri gibi muhafazakar demokrat olan Ak Parti hükümetini ise '' İran Sevdalısı '' olmakla itham ediyorlar ve hükümetin İran'a çok fazla taviz verdiğini iddia ediyorlar. Acaba bu beylerin Ak Parti'nin İran siyasetinden bu kadar rahatsız olmasının sebebi nedir ? Birileri de çıkıp bu arkadaşları ABD ve AB sevdalısı olarak yaftalasa , bu tanımlama kendilerinin hoşuna gider mi? Biz , bu arkadaşları  İran konusundaki tavırlarından dolayı yaftalamaktan özenle kaçınırken, kendilerinin bizi değişik ifadelerle itham etmeleri ne kadar doğrudur ?

Bu kalemlerin  yazılarında , İran'ın PKK 'ya destek verebileceğini gündeme taşımaları da yaşadıkları akıl tutulmasının bir başka örneğidir.

Bu arkadaşların gündeme getirdikleri bir başka konu da İran'dan alınan doğalgazın metreküp fiyatı. Eğer basında çıkan rakamlar doğruysa, İran doğalgazı bize  çok pahalıya maloluyor. Bu konuda yaptığım araştırmalar neticesinde; bu yüksek fiyatın, 1996'da İran'la Türkiye arasında 25 yıllığına yapılan doğalgaz  anlaşmasının maddelerinden kaynaklanmış olabileceği kanaatine sahip oldum. Konuyla ilgili olarak İran tarafından net ve doyurucu bir açıklama yapılması elzemdir. Eğer söz konusu anlaşmanın maddeleri Türkiye'yi mağdur ediyorsa bu anlaşma tekrardan gözden geçirilip revize edilmelidir.

Muhafazakar kesimin hatırı sayılır yazarlarından birinin şu önemli hatırlatmaları üzerinde de durmak istiyorum. Şunları yazmış bu önemli kalem:

''......  Çok hayır için az şerre razı olunur, yoksa tam şer olur; tamamı elde edilemeyen şey tamamen de terk edilmez; zararın giderilmesi menfaati çekmekten önce gelir gibi küllî kaideleri dikkatten kaçırmışlar.....''

İşte sayın yazarın dikkat çektiği bu önemli kaidelere bugün hem Suriye içerisindeki Ramazan El Buti gibi büyük Ehl-i Sünnet alimleri hem de İran içindeki büyük Ehl-i Beyt alimleri riayet ederek , Suriye meselesinin barışçıl yollarla ve en az zayiatla çözülmesi için gayret gösteriyorlar.

Muhafazakar medyamız,İran'a ve Suriye meselesine mezhep taassubuyla bakmakta ısrar ediyor. Muhafazakar kalemler , ABD'ye ve Batılı ülkelere ''HOŞGÖRÜ' gösterirken mesele İran olunca bir anda '' HOŞKÖRÜ'' oluveriyorlar.

Kardeşlerim, gelin birbirimizi biraz olsun anlamaya ve tölare etmeye çalışalım. Ön yargılarımızdan ve taassuplarımızdan sıyrılalım. Yunus Emre'nin o meşhur dörtlüğünü başucumuza asalım. Ne olur !

KUDÜS'E KÜRESEL YÜRÜYÜŞ KONVOYU

Bilindiği gibi '' 30 Mart Toprak Günü '' münasebetiyle Kudüs'e doğru yürüyen Asya Kafilesi 21 Mart'ta Iğdır'dan Türkiye'ye girmişti.  12 Asya ülkesinden  her din ve mezhepten katılımcıların bulunduğu kafile 23 Mart cuma günü Ankara'da Siyonist Rejim'in elçiliğinin önünde bir  basın açıklaması yaptı. Bizler de oradaydık ve bu erdemli insanların sesine ses verdik. Kudüs'ün ümmetin vazgeçilmez bir şiarı olduğunu bir kez daha ilan ettik. Bu basın açıklamasına Ankara İHH ve İlkav'dan müslümanlar da katıldı. Bu konvoyun Türkiye ayağını TAYDER ve MAZLUMDER organize etti. Bu iki güzide sivil toplum kuruluşumuzun sayın başkanlarını tebrik etmek istiyoruz. Tüm olumsuz konjonktürel  şartlara rağmen yine de başarılı bir organize yaptılar. Tabi ki organizenin aksayan yönlerini iki kurumun yetkilileri bir araya gelip değerlendirmişlerdir umarım.

Bu küresel yürüyüşe maalesef Türkiye'deki bir çok İslami STK destek vermedi. Kendilerince değişik sebepler öne sürdüler. Benim   bu değerli STK'ların tavrını  sorgulamak veya  hesaba çekmek gibi bir niyetim yok. Bazılarının öne sürdüğü gerekçeleri de anlayışla karşılıyorum.Kudüs davasının hiç bir ülke ve kurumun tekelinde olmadığına da inanıyorum.Ülkeler ve kurumlar arasındaki bazı ihtilafların büyütülmemesi gerektiğini düşünüyorum.   Fakat hadiseye genel olarak baktığımda da şu tespiti yapmaktan  kendimi alamıyorum :  Biz dünya müslümanları Kudüs'ün özgürlüğünü ve Filistin meselesini herşeyin üzerinde ve önünde tutup,  birinci gündem maddesi yapmadıkça içinde bulunduğumuz bu zilletten kurtulamayacağız ve Kudüs'ün kurtarılması yolundaki tüm hamasi söylem ve eylemler  bizi  sadece vicdanen rahatlatacak.

Rabbimizden ümmetin ve dünyanın tüm özgür insanlarının KUDÜS ortak paydasında sımsıkı kenetlenmelerini niyaz ediyoruz.

KEMAL KEMAHLI